Ya işini sev ya da

Sevdiği işi yapanlara, ya da işini severek yapanlara hayranım. Bu iki durumdan birine dahil olabilmek ne büyük bir bahtiyarlık!

Ah hayatın gerçekleri! Çoğu insan mutlu mesut,işinden zevk alarak çalışıyor değil. Bu gerçek; çatık kaş,kızgın bakış, tahammülsüzlük belirtisi sözler her gün değişik ölçek ve kıvamlarda çarpar yüzümüze. Veya çarptırıvermişizdir karşımızdakine .Doğru mudur böyle davranmak, davranılan olmak?

Hayat bu tecrübe etmişizdir; her zaman istediğimizi istediğimiz an, arzu ettiğimiz keyifle yapamıyor, yaşayamıyor olabiliriz. Ve belki budur olması gereken, olamayanlar.

‘İyi niyetlerle iyi işler yapmak’, en başta bahsettiğim ”bahtiyarlar”a dahil olabilmek için en başında olmalı hasletler listesinin.

”Dağ tepesinde bir çam olamazsan, vadide bir çalı ol.

Ama oradaki en iyi çalı sen olmalısın.

Sen her ne olursan en iyisi ol.”

Yapılan her iş, her meşguliyet nihayetinde doğrudan ya da dolaylı, insan için, insanlık adına iyi yapılmalı. Bulunduğun konumu doldurmak, işini şık bir gösteriye çevirmek, bir gaye olmalı. Ve bu hassas duygu, istikametli düşünce ile birleşip sabırla eylemlere dönüşmeli. Hatta ser levha olmalı iş sahamızda,” ülkesini seven,işini iyi yapandır” sözleri.

Bir kapı aralanır kişi için; sevdiği işi yapmaya, yaptığı işi sevmeye… ”Hayatımda bir gün bile çalışmadım, hepsi zevkten ibaretti! ”** diyebilmeye…

Sinem KAAN
7 Eylül 2009